Göller Kurursa, Sadece Su Değil Gelecek de Kurur
Konya Ovası'na her baktığımda aklıma aynı soru geliyor: Bir zamanlar Anadolu'nun bereket sembolü olan bu topraklar, gerçekten susuzluğu hak edecek ne yaptı? Belki de asıl soru şu olmalı; biz bu topraklara ne yaptık?
Toprak konuşmaz. Göller de konuşmaz. Ama ikisi de sessizce uyarır. Toprak çatlayarak, göller çekilerek, sazlıklar yok olarak ve gökyüzündeki kuşlar rotalarını değiştirerek anlatır derdini. Ne yazık ki biz insanlar, doğanın en yüksek sesle verdiği bu sessiz çığlığı çoğu zaman duymakta gecikiyoruz.
Konya, Türkiye'nin tahıl ambarıdır. Bu tanımlama yalnızca bir slogan değildir; milyonlarca insanın ekmeğinin, sanayinin hammaddesinin ve ülkenin gıda güvenliğinin dayandığı büyük bir üretim havzasıdır. Ancak bugün bu havzanın en büyük sermayesi olan su, her geçen yıl biraz daha azalıyor. Meke Gölü'nün neredeyse tamamen kuruması, Akşehir Gölü'nün küçülmesi, Tuz Gölü'nde yaşanan dramatik çekilmeler, Hotamış Sazlığı'nın daralması ve şimdi de Çavuşçu Gölü'nün yaşadığı büyük sınav, aslında aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır.
Bu hikâyenin merkezinde ise Konya'nın Ilgın ilçesindeki Çavuşçu Gölü bulunuyor.
Yaklaşık 27 kilometrekare yüzölçümüne sahip olan Çavuşçu Gölü, yalnızca bir göl değildir. O, Ilgın Ovası'nın doğal su deposu, bölgenin mikro iklim düzenleyicisi, yüzlerce canlı türünün yaşam alanı ve binlerce çiftçinin üretim güvencesidir. Doğanhisar Çayı, Bulcuk Çayı ve Çiğil Deresi ile beslenen bu göl, geçmişte yaklaşık 190 milyon metreküp su hacmine ulaşırken, yıllar içinde iklim değişikliği, düzensiz yağışlar, artan buharlaşma ve bilinçsiz su kullanımı nedeniyle adeta can çekişmeye başladı. Geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklıkta göl tamamen kurudu. Göl tabanındaki metrelerce uzunluktaki çatlaklar yalnızca kurumuş toprağı değil, yanlış su yönetiminin de fotoğrafını ortaya koyuyordu.
Kuruyan gölün ortasında yürüyen insanlar vardı ama aslında yürüdükleri yer yalnızca eski göl tabanı değildi; geleceğin tarımsal risk haritasıydı.
Bu yıl ise doğa bize ikinci bir şans verdi. İlkbahar yağışları ve dağlardaki karların erimesiyle Çavuşçu Gölü yeniden su tutmaya başladı. Nisan ayında yaklaşık 16 milyon metreküp olarak ölçülen su miktarı kısa sürede 30 milyon metreküpe yaklaştı. Flamingolar yeniden gelmeye başladı. Pelikanlar tekrar görüldü. Balıkçıllar sazlıklarda dolaşmaya başladı. Kuş gözlemcileri yıllar sonra yeniden umutla objektiflerini göle çevirdi. Ilgın halkı göl kıyısında yeniden nefes almaya başladı.
Ancak burada büyük bir yanılgıya düşmemek gerekiyor.
Yağmur gölü yeniden doldurabilir ama yanlış yönetilen su politikalarını düzeltemez.
Bunun en somut göstergesi, Devlet Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğünün aldığı kritik karardır. Yetkililer, gölde oluşan suyun yeniden kaybedilmemesi amacıyla Çavuşçu Gölü'nden tarımsal sulamayı yasakladı. Yapılan ölçümlerde rezervuar seviyesinin son on yıllık ortalamanın altında olduğu, gölün hâlâ kritik eşikte bulunduğu açıklandı. Bu karar bazı üreticiler için kısa vadede zorluk oluşturabilir; ancak uzun vadede gölü tamamen kaybetmemek adına zorunlu bir adımdır. Çünkü bugün çekilen her metreküp fazla su, yarının kuraklığına yazılmış yeni bir satırdır.
Aslında Çavuşçu Gölü'nün yaşadığı dram yalnızca Ilgın'ın sorunu değildir. Bu, bütün Konya Kapalı Havzası'nın ortak kaderidir.
Konya'da tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 90'ından fazlası sulamaya ihtiyaç duymaktadır. Şeker pancarı, mısır, yonca, silajlık yem bitkileri gibi yüksek su tüketen ürünler, yer altı su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırmaktadır. Binlerce ruhsatlı ve ruhsatsız kuyu, doğal beslenmenin çok üzerinde su çekmektedir. Yer altındaki su seviyesi düştükçe obruklar oluşuyor. Göller beslenemiyor. Sulak alanlar küçülüyor. Ekosistem bozuluyor.
Oysa göller yalnızca sulama suyu değildir.
Bir göl, çevresindeki toprağın nemini dengeler. Yaz sıcaklıklarının etkisini azaltır. Don riskini sınırlar. Yer altı su seviyesini destekler. Rüzgâr erozyonunu azaltır. Tarım zararlıları ile doğal mücadelede rol oynayan kuşlara yaşam alanı oluşturur. Balıkçılığı destekler. Arıcılığı güçlendirir. Hayvancılığın su ihtiyacını karşılar. Kısacası göller, görünmeyen ama tarımı ayakta tutan doğal sigortalardır.
Göl kuruduğunda ise yalnızca su kaybolmaz.
Toprağın organik maddesi azalır.
Nem düşer.
Bitkinin su stresi artar.
Verim geriler.
Sulama maliyeti yükselir.
Elektrik tüketimi artar.
Gübre kullanım miktarı yükselir.
Çiftçinin kazancı azalır.
Köyler yavaş yavaş göç vermeye başlar.
En sonunda kaybeden yalnızca üretici değil, sofradaki tüketici de olur.
Bugün Konya'da yaşanan su sorunu yalnızca çiftçinin problemi değildir. Çünkü Türkiye'nin buğdayının önemli bir kısmı bu ovadan çıkmaktadır. Arpanın, şeker pancarının ve yem bitkilerinin büyük bölümü yine bu topraklarda yetişmektedir. Konya susarsa Türkiye'nin gıda güvenliği de risk altına girer.
Artık suyu yalnızca tüketen değil, yöneten bir tarım modeline geçmek zorundayız. Basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, kapalı kanal projelerinin hızlandırılması, su tüketimi yüksek ürün desenlerinin yeniden planlanması, yağmur suyu hasadının desteklenmesi, yer altı su kullanımının bilimsel esaslara göre denetlenmesi ve çiftçiye su verimliliği konusunda daha güçlü teşvikler verilmesi artık ertelenebilecek konular değildir.
Çavuşçu Gölü bize çok önemli bir ders verdi.
Doğa hâlâ kendini iyileştirebiliyor.
Ama sonsuza kadar beklemeyecek.
Bugün yeniden suyla buluşan göl, aslında bizlere son bir fırsat sunuyor. Eğer bu fırsatı doğru değerlendirirsek yalnızca bir gölü değil, Konya Ovası'nın tarımsal geleceğini de koruyacağız. Aksi halde birkaç yıl sonra yeniden kuruyan gölün fotoğraflarına bakıp "Keşke..." demekten başka elimizde hiçbir şey kalmayacak.
Toprağın dili yoktur ama hafızası vardır.
Su unutmaz.
Doğa affedebilir ama sürekli aynı hataları yapan insanı sonsuza kadar beklemez.
Çavuşçu Gölü bugün yeniden nefes alıyor.
Asıl soru ise şu:
Biz, onun nefes almaya devam etmesine izin verecek miyiz?