Matrix Smith´e Katılmak ya da Katılmamak
Gerçek canavar kimdir gerçekten? Aslında akıllara başka bir soru da geliyor. Canavar sahiden var mı? Varsa kim o ya da ne? Çünkü “Ben canavarım” diye ortaya çıkan yok. Herkes çok iyi ve parmağıyla diğerini işaret ediyor.
Hitler mi mesela canavar ya da onun türevleri, herhangi bir sistem mi canavardır yoksa? Bitmedi savaşlar, kan gövdeyi götürdü, anaların gözleri ağlamaktan kör, babaların dilleri lâl oldu, gelinlik kızların çeyizleri sandığa gömüldü, iktidarlar değişti, vaadler sıra sıra dizildi olmadı. İnsanoğlu ve insan kızı dünyayı dolaştı, evlendi, boşandı, yeni zanaatlar öğrendi, aldı sattı, sevdi, sövdü, yaşadı, öldü, doğurdu, düşman oldu, dostluk yeminleri etti, türküler çağırdı, ayinler yaptı, kutsal kitapları başucuna astı, okudu, yazdı, yedi, kustu, kaçtı, kovaladı, direndi, uyudu, uyanmadı. Âdem ile Havva, binalar yaptı, makineler icat etti, ülkeler fethetti, saraylara sultan oldu, ihanet etti, sadık kaldı, güldü, ağladı, âşık oldu, nefret etti. Olmadı. Saatler yaptı, duvarlara, yollara her yere astı, zaman hükmettirmedi kendine. İnsan hükmetmek istedi. İyilikte de kötülükte de hükümdar olmayı diledi. Olmadı. Geçici bir süre muktedirlik illüzyonuna kapıldı. Diğerleri de boyun eğdiler Daha doğrusu boyun eğme illüzyonuna kapıldılar. İkisi de yanıldı. Ömer Hayyam, 11.yüzyılda bedenlendi ve şu dizeleri kucağımıza miras etti:
“Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar;
Altına baktım, çürüyüp, toprak olmuşlar.”
Matematikçi, astronom, filozof. İranlı. Nereli olduğunun önemi de yok. Yerin üstü kan uyku, yerin altı çürük çarık. İşte hepsi bu. Uyanmak zorunda insan. Sınav varsa cevap bu. UYAN. Canavar yok. Varsa da zihinlerimizde. Evet, zihnimize bağdaş kurmuş, kahkahalar atarak dünya projeksiyonuna perde perde yansıtıyor canavarlarını. Değişik suretlerde. Hepimizin diline, rengine, inançlarına göre kalıplara dökülüp güya değişik ambalajlarla bir lokmacık ömrümüzle alay ediyor. Biz kanıyoruz.
İbranicedeki Beelzebub kelimesi İncil´de geçen şeytanın ismidir ve “Sineklerin Tanrısı” anlamına gelir. Bu adla yazılmış alegorik bir roman var, bilenler bilir. Yazarı William Golding bana göre insanlığın en kocaman hastalığına vurgu yapmış bu eseriyle. Ne o yara? Kitaptaki şu soru cümlesi o ağır yarayı ifşa ediyor: “Canavar´ın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi?” Sorunun sahibi kitaba adını veren ve o meşhur canavara durması için hediye olarak sunulacak Sineklerin Tanrısı. Hadi buyursun bakalım sual sofrasına. Romanda mutlak iyiyi temsil eden kahramanımız Simon cevapların en mümkünsüzünü versin şimdi. E biliyor, Simoncuk, canavar, sandıkları şey değil, dışarıda hiç değil, o içimizde, benliğimize oya gibi işlenmiş bir hâlde. Bütünleşiğiz onunla. Hükümdarlık projeksiyonunu içindeki canavara çeviren, kendini yönetmeyi becerebilen kimselere müjdeler olsun. Kurtuldu. Arayışı, inleyişi son buldu. Zaten kartopu olmuş bitimsiz sorunlar gözü dışarıdalıktan kaynaklanıyor. Boşuna dememiş Jung, dışarı bakan rüya, içine bakan hakikati görür. Ne varsa sende var. Şarkı sözüydü bir de bu galiba. Sevgili okur, hakikat bütün kaplarda gelir. Seç beğen. Her zevke hitap eder. Yeter ki anlamaya niyet edelim. Ha bu arada kadim dostumuz canavar yok edilir mi? Ucu sonu ölümlü dünyada “cık” diyeceğim. Hayır. Böyle tasarlandık. Sadece yönetilebilir. Zira, kavanoz dipli gezegenimizin bir yanı melek ise öbür yanı şeytandır. Günün sonunda ikisinin aslı da birdir. Ama artık içeri alalım gözlerimizi de süpürelim kapılarımızın önünü ve zihnimizin kara deliği efendimiz olamasın. Kulağımıza bastıkları yalanların canı cehenneme olsun. Aklınızın bi tarafında da hep YabanGülü olsun e mi… Bu arada ben Matrix Smith´e katılmıyorum. İnsan harikulade bir şeydir.