Yeni Hayat
Dünyamız iyi şeyler kadar kötü şeyler de barındırıyor. Kulaktan kulağa oynadığımız çocukluk günlerimiz hızla yerini acılara, kabuslara bırakabiliyor. Normaldir ya da olması gerekendir. Her şeyden önemlisi olandır. Olan, olması gerekendir belki de. Felsefe sosunu bolladım daha en baştan. Edebiyat böyle işte. Her bir sostan kararınca ister. Siz de teslim olursunuz hem de seve seve. Çünkü edebiyattır o. Doğa gibi. Bildiğini okur. Özgürlüktür fıtratı. Bilimi de öksüz komaz. Mümkün değil. Sıradağlar varmış gibi görünür bazen aralarında ama aya yolculuğun kitabını can cana yazarlar bir kalemde. Çıkartma yaparlar uzaya birlikte ve “Yeni Hayat” inşa ederler Âdem kızları ve Âdem oğulları için. Maneviyat dediğin maddeden ayrı değildir ki.
Ayrı zanneder küçük zihinler onları. Ezelden kardeştir oysa. Gönülleri birdir. Evet maddenin de gönlü vardır hem de nasıl. Sen de ki gökler kadar ben diyeyim ki okyanuslar kadar derin bir gönüldür bu. Tarif edilemez de işte biz yine de bir mürekkep damlatıyoruz, maksat âdet yerini bulsun.
Doğa, özgürlük, bilim ve maneviyatın el ele verdiği yeni hayatlar inşa etmek çok keyifli olabilir. Gerekli bir eylem üstelik. Ayrılıklar yordu. Tüketti. İnsan bağır çağır huzur arıyor. Günlük güneşlik bir yaşantı arzuluyor Bu arzu kuvvetleniyor her saniye. Fıtratımız böyle çünkü.
Cennet ile buluşmak zorundayız. Kıyamet kopmalı. Kopacak da. Belki de kopuyor anbean. Sadece kalpler tıkanmış. Damarlardan kan geçmiyor. O değilden atıyor işte. Ama gönülsüz. Gönül çok büyük meseledir de kaçaktır insan işte böylesi hassas yerlerde. Korkar. Zihin yaman ki ne yamandır. Uydurur da uydurur ve inanmam diyeni kandırma işini kolaycacık yapar.
Asıl konu sen ben ne edeceğiz? Nur ve kir akan iki oluk kucağımıza düşmüşken yeni bir yaşam modelini nasıl kuracağız?
Eski yaralarımızı bir kenara bırakıp bugünkü aklı başında hâlimize kulak vermek ilk adım için harika olur diyorum. Eski yaralar dedim, evet. Herkes acayip yaralı. Alimi de zalimi de kan revan. Herkes haklı kendince. Lâkin ayrı tuttuklarımızı birleştirmek zorundayız. Daha ötesi zaten bir olduklarını görmek, göstermek zorundayız. Anamızın sütü gibi helâl iken insanlığımızı yaşamak birileri kafasına göre haram zıkkım etti ekmeği suyu. Eli kapalı kalbi kapalı insanlar yurduna dönüştürdüler bizi. Elin kapalıysa oraya kim para koysun kalbin kapalıysa oraya kim sevgi koysun. Beyin flaplarımızı açmak zorundayız.
Zor, evet. Hem de nasıl. Doğmak da zordu ama. Hatırlasana. Ben hatırlıyorum, doğarken de acı çektim. Gözlerim direndi, açılmadı epeyce. Yeni bir yaşam istemiyordu. Bulunduğu yer rahattı ona göre. Bedenim bir başka bedenin içinde zahmetsizce nefes alıyordu. Ekmek elden su göldendi. Günü gelince doğman lazım dediler. Doğduk. Yanılgımız şu ki doğumu tek seferlik sandık. Yeni hayat başladı ve sürüp gidecek sandık. Gerçek başkaymış. Ateş yakacak su boğacak dar gününde bacı gardaş el olacakmış. Ve her bir şey de sayısııız hikmetiyle gelecekmiş. Hakikat böyleymiş. Bu masal burada bitmemiş. Bitmemiş fakaaat siz gökten düşen üç elmayı yine de alın ve afiyetle yiyin. Kişi elma yediği gün ölmezmiş. Ne ölümü zaten, bizler daha çoook doğacağız. Ölüm en son doğumdur. Onu hak etmek gerekir muhakkak. Bedava değildir. Yeni hayatlar için doğma sözü vererek sonraki masalımıza kadar görüşmek üzere diyelim.