Hayal ve Gerçek Adası
Bir varmış bir yokmuş. İki ada aynı anda dünyaya gelmiş. Biri “Hayal” diğeri “Gerçek” adası imiş. Konuşurlarmış bu adalar. Güneş ışınları topraklarındaki çatlakları selamlarken görmemişlik ederler, daha da çok ışıldamak isterlermiş. Sanki son aydınlıkları gibi kana kana içerlermiş pırıltıları. Issızlarmış. Adalar ıssızlıklarıyla bilinir zaten. Onlar da bozmamışlar bu geleneği. Biz birbirimize yeteriz havasındalarmış. Yetiyorlarmış da. İki hınzır muhabbette ustaymışlar. Havada uçarmış şakalar. Nasıl doğdukları, adlarını kimden aldıkları hep bilmeceymiş. Aslında bunlarla hiç ilgilenmiyorlarmış da. Hep var hissediyorlarmış kendilerini. Tek emin oldukları birinin Hayal birinin Gerçek olması imiş. Karışanımız yok diye pek mesutlarmış bizimkiler. Denetimsizlik ve özgürlük yanılsaması sarmış sarmalamış tüm ruhlarını. Birgün, Gerçek kaşlarını yukarı bir hayli kaldırarak, “Hadi sen Hayal´sin, bana ne oluyor da kaptırdım kendimi bir mutluluk oyununa gidiyorum.” demiş. Hayal çok incinmiş. Ne demek yani diye düşünmüş, dilini sivriltip tam cevap yapıştıracakken susmayı seçivermiş. Büyük kalp kırıklıkları sessizliğe sığınırmış çünkü. Öyle yapmış o da. Gerçek, şaşırmış. Basit bir cümle kurduğuna inanıyor ve bu abartılı bulduğu tepkiyi bir türlü konumlandıramıyormuş.
Kâinat yaratılalı beri şahitlik edilmemiş bir sessizlik hüküm sürmeye durmuş. Ne rüzgâr ne ağaç hışırtıları… Göçebe kuşlar bile uğramamışlar. Kendiliğinden biten otlar yerin binlerce kat dibine çekilmiş. Güneş, o değilden arada bir görünürmüş. Hiç içinden gelmiyormuş da ne yapsın Yaradan´a hürmetinden bir iki dolanır, kaçar, kaybolurmuş ufuktan. Küslük, kırgınlık uzayan yerlere katkıda bulunmak istemezmiş sanki. Ay ve yıldızların tavrı da farklı sayılmazmış. Adalarla olan danslarını askıya almışlar resmen.
Hayal ve Gerçek ise kırgınlıklarını pışpışlamayı sürdürüyorlarmış benzersiz bir azimle. Gerçek´in işi daha zormuş ama. Hayal bol bol hayal kuruyormuş. Her gün ziyarete geliyormuş birileri onu. Böyle kolları bacakları yüzleri olan varlıklar. Her dilde renkte boyda bosta. Hayal anlıyormuş hepsini. Korkuyormuş da öte yandan. Adına bina dedikleri birtakım yapılar inşa etmeye başlamışlar. Göğe doğru yükselişleri çoğalıyormuş her gün. Alışık değilmiş ve yükseklik korkusu varmış. Elini kalbine götürmüş o sabah ve ıssızlığını geri istemiş. Çünkü o artık ıssız ada değilmiş. Sadece küçük bir kız, hatta o kadar küçük ki parmak kadar, hiç abartısız, elinde kirpi tutar hâlde, Hayal´in kulağına eğilmiş, “Korkma” demiş. “Bak bu kirpi var ya, benim elimi hiç acıtmıyor. Dikenleri batmıyor. Çünkü Tanrı buna izin vermiyor.” Devam etmiş parmak kız sözlerine. “Bir kaşık suda boğulmuş küçük aşklarla dolu dünyadan kaçtım ben, sana geldim, sen hayal ettin ve ben geldim. Kirpiyi bırakamazdım. Tanrı buna da izin vermezdi.” Hayal, Gerçek´le olanları anlatmış bir solukta bu on dakikalık dostuna. Dostluk için ille de kocaman zamanlara gerek yokmuş. Zaman neymiş ki zaten? Şunun bunun uydurması. Gerçek´in ağrına gidiyormuş elbette bu yakınlık. Hayal´in vefasızlığı onun tek gerçeği olmuş artık. Elinde avucunda kalan teselli ise ıssızlığın sadece kendisine kalmasıymış. Ama o bile Hayal´le paylaşınca güzelmiş. Yaratılışın kanunu buymuş işte. Her şey pay edilecek. Her şey iki tane olacak. Derken, Gerçek adasında da benzer faaliyetler başgöstermiş. Hatta Hayal adasındaki silüet görüntüler iyice berraklaşmış, maddeleşmiş burada. “Hayal" etmiş ve “Gerçek” olmuş. Parmak kız büyümüş Parmak kadın olmuş. Parmak adamlar belirmeye başlamış sonra. Parmak çocuk seslerinin yetişmesi uzun sürmemiş. Gerçek ve Hayal dünyadan kaçan iki insanmış meğer. Öyle bunalmışlar ki. Bitsin artık zulüm deyip atlamışlar kendi icatları bir makineye, hooop ıssızlık. Cennet yaparız biz gittiğimiz yeri demişler. Cehennemsiz olmuyormuş ama cennet de. Kavga, savaş filizlenemesin bizim diyarda sözleri buharlaşıvermiş ilk fırsatta. Kaçtıkları dünyanın bir benzeri kucaklarına düşüvermiş. Çünkü dünya “onlarmış” zaten. Hayal ve Gerçek barışmışlar. Mutluluk oyununu da bırakmışlar. İşte bu bırakmadan beri daha mutlularmış. Bir de kaçmasalarmış dünyadan. Gelin görün ki bazı şeylerin dönüşü yokmuş. Her şeye rağmen dev bir umutla tekrar insana dönüşecekleri günü bekliyorlarmış. Bu kez ölüm ayırana dek şükranla ilahi nizama eşlik edeceklermiş. Yeter ki affedilsinler. Elinde kirpileriyle parmak kızlar da dua ediyorlarmış bizim kafadarlar için.