Seküler Ekonomi
*Türkiye'nin iç ve dış borçları nedeniyle 2026 yılı için faiz yükü 2,7 trilyon liraya ulaştı. Mevcut duruma göre devletin günde ortalama 7,5 milyar TL civarında faiz ödemesi yapacak. Son yıllarda hızla büyüyen kamu açıkları ve artan kamu borçlanma gereği, hazineyi yoğun bir borca soktu. Özellikle parasal sıkılaşma programının ilk bir buçuk yıllık döneminde uygulanan aşırı yüksek faiz oranları, devletin faiz yükünde hızlı bir artışa neden oldu. Son 6 yıllık dönemde, COVID-19, depremlerin ağır hasar maliyeti, seçim süreçleri, EYT düzenlemesinin etkisiyle sosyal güvenliğin artan yükü ile küresel ekonomideki belirsizlik ve istikrarsızlıklar, kamu açıkları ve faiz yükünün büyümesinde etkili olan faktörler arasında yer aldı.
* Biraz karamsar olmak iyidir. Türkiye'de enflasyon yakın vadede düşmeyecek. Çünkü enflasyon ile geçinen güçlü bir zenginleşme var. Bakanlar eskiden enflasyon düşüyor diyordu. Göreceksiniz en kötüsü geride kaldı diyordu. Temenniyle düşmüyor. Raporla düşüyor. Düşmüyor. Tahminle düşmüyor. Enflasyon tek bir şeyle düşüyor eylemle düşüyor. Projeyle düşüyor. Reformla düşüyor, üretimle düşüyor. Enflasyon varken dahi yememe gerektirirken bütün her şey konfor içerisinde. Soframızdan özellikle kamunun sofrasından kuş sütü eksik olmasın ama enflasyon düşsün. Böyle bir şey söz konusu değil. Yani inanılmaz bir harcama söz konusu olmuş. Son 6 ayda 103 milyar liralık sadece bir israf olmuş. Bunun kırtasiye giderleri 7,5 milyar, temsil tanıtma 1 milyar, lojman sosyal giderleri 3 milyar, haberleşme giderleri 10,5 milyar, enerji giderleri 70 milyar, taşıt kiralama giderleri 3 milyar, taşıt onarım giderleri 4 milyar, taşıt alım giderleri gene almaya devam ediyoruz. 121.000 aracımız var. Hala 1 milyarlık 1 milyar 141 milyonluk araç almışız ve toplam sadece 8,6 milyar taşıt giderlerine. Böyle bir ortamda enflasyon düşer mi? Doludizgin harcıyorsun. Para basıyorsun artı yetmiyor. Piyasadaki beklentileri kırmak gerekiyor. Ev hanımları ikna olsa enflasyon düşer. Türkiye'de enflasyon bir ekonomik tabir olmaktan çıktı. Sosyoloji haline geldi. Fiyatlar daha da artacak. Merkez Bankası'nın ne maliyenin makroekonomik tedbirleri hiçbiri işe yaramıyor. Çünkü ekonomi bilimle alakası kalmadı. Bizde enflasyon, endemik bir enflasyonumuz oldu. Sadece bizde olan bizim enflasyonumuzun başka bir yerde örneği yok. Ne yapıyoruz? Biraz ÖTV indirdik. Biraz mazota 9 liralık bir indirim sağladık ama 3 ay sonra tekrar yukarı doğru fırlamasına zemin hazırladık. Eylül, Ekim, Kasım, Aralık. Bu 4 ayda düşürdün, düşürdün. Daha sonra enflasyonun %28 hedefi de hayal olacak. Ücretleri kısacaksın. Taban fiyatlarını indireceksin. Katsayı vermeyeceksin. Harcamalarını keseceksin. Kredileri kapatacaksın. Yani ekonomiyi soğutacaksın. Bunların hepsini enflasyonu indirmek için yaparken tersi olacak. Ben TÜİK değil ev hanımlarına bakıyorum. Enflasyon tahmini budur. Gıda enflasyonu odaklı. Piyasadaki tahminlere bakınca ikinci sıraya da reel sektörün enflasyon beklentisini koyuyorum. Onlar %42 ile %45 arası. Enflasyonun yılsonu hedefi %28. Eylül okullar açılıyor, kış hazırlıkları başlıyor ve geçmişte Eylül enflasyonların hep yüksek çıktığını görüyoruz. Memurun maaşını, katsayısını kıstık. Asgari ücreti tuttuk. Emekliyi harcadık. Engelli umurumuza bile gelmedi. Ve bütün bunlarla sanayisizleşmeyi bile göze aldık. Kredileri kestik. Enflasyon düşmüyor, düşmüyor, düşmüyor. Neden düşüremiyoruz? 1.’si niyetimiz yok. 2.’si her birimizin enflasyon değirmenine su taşıyoruz. 3.’sü kriz yok, çürüme var fiyatlandırmada davranış bozukluğu yaygınlaştı toplumda. 4.’sü de biz fakir değiliz, ahlaksızız. Enflasyon bütün bunların toplamıdır. Bir sosyolojidir. O yüzden kim düşürebilir? Merkez düşüremeyecek. Maliye düşüremeyecek. Ahlakın tek ele tek çektiği piyasa da düşüremeyecek. Herkes kaybettiği zaman enflasyon düşecek. Şu anda herkes kaybetmiyor. Kamu kaybetmiyor. Enflasyon zadeler kaybetmiyor. Milli gelirden çok pay alan zenginler kaybetmiyor. Kimler kaybediyor dar gelirliler, sanayiciler, üretimciler, kobiler, esnaf kaybediyor.
*Sonuç olarak, teknolojiyi kimin hizmetine verirseniz ona hizmet eder. Teknolojinin ideolojisi yoktur. Teknolojinin kullananı vardır. Teknolojinin muhatabı vardır. Teknolojiyi alır, halkın refahını artırmak için kullanırsanız refahtan yararlanır. Teknolojiyi alır, eğitime, üretime kullanırsanız üretim artar, katma değer yükselir. Ama teknolojiyi biz aldık, nereye kullandık? En yaygın, en sonucuyla beraber yapay zekâ.
Türkiye'de yapay zekâyı ilk kullanan ülkelerden biri oldu. Bilin bakayım. Özel sektör mü kullandı? Hayır. Peki, kim kullandı? Kamu. Allah. Ne yaptı? İki şey yaptı. Bayramlarda kesilen cezalar radarları yapay zekâlı hale getirdi. Sadece hızdan değil aynı zamanda telefonla konuşup konuşmadığını, kemer takıp takmadığını da ölçüyor. Toplanan ceza yapay zekâ yardımıyla toplanan ceza 4,5 katına çıktı. Planlananın 4,5 katına çıktı. İkincisi, Maliye Bakanı her şehrin girişine bir tane vergi memuru koyacağız, denetleyeceğiz. Onu yapmadılar, yapamadılar. Şunu yaptılar. Bütün serverların girişine yapay zekâyı koydular. Yani sen gidip sakız dahi alsan, sakız dahi alsan maliye bunu görecek ve anlamlandıracak bir teknolojik sahibi. Şimdi eğer siz daha fazla vergi toplamak için bunu kullanıyorsunuz. Verginin nereye harcandığını da teknolojiyle ölçsek? Doğru yerlere, ülke refahına hizmet edecek hale getirmek için gelse ne güzel olur.