KONYA HABER
Konya
Az bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,0406 %0.04
55,5043 %-0.11
10.751,95 %0.37

KOCAMIN KARISI: BİR KİTABIN ANATOMİSİ

YAYINLAMA:

Evliliğin İçindeki Yabancı

Bir sabah kendi evinizin kapısına gelseniz ve içeride sizin hayatınızı yaşayan başka bir kadın bulsanız… Üstelik eşiniz sizi tanımıyormuş gibi davransa, eşyalarınız size ait olmaktan çıksa, anılarınız bile sizden şüphe etse… İlk tepkiniz ne olurdu? Kapıyı mı zorlardınız, hafızanıza mı sarılırdınız, yoksa bütün hayatınızı baştan mı sorgulardınız? Alice Feeney’nin Kocamın Karısı romanı, okurunu tam da bu huzursuz edici sorunun eşiğine bırakıyor.

Polisiye ve psikolojik gerilim türünün sevdiği bir oyun vardır: Okura ipuçları verilir, sonra o ipuçlarının anlamı değiştirilir. Feeney bu oyunu yalnızca “Katil kim?” sorusu üzerinden kurmuyor; daha derine inerek “Kime inanabiliriz?” sorusunu ortaya atıyor. Çünkü bu romanda tehlike, karanlık bir sokakta ya da kilitli bir odada değil, insanın en güvenli yer sandığı evin içinde ve en yakını bildiği kişinin yüzünde beliriyor.

Hikâyenin merkezindeki Eden Fox, kendi hayatına ait olması gereken kapıların yüzüne kapandığı bir gerçekle karşı karşıya kalır. Ev, eş, geçmiş ve kimlik… Normalde insanın dünyasını sabitleyen bu kavramların her biri, roman ilerledikçe kaygan bir zemine dönüşür. Eden’ın yaşadıkları yalnızca bir gizemin çözülmesini beklemekten ibaret değildir; okuru, bir insanın kendi gerçekliğini kanıtlamak zorunda kalmasının ne kadar ürkütücü olabileceğiyle de yüzleştirir.

Harrison Woolf ise bu belirsizliğin tam ortasında durur. Onun tavırları, suskunlukları ve açıklamaları, okurun zihninde sürekli yeni ihtimaller doğurur. Bir noktada karakterleri sorgulamayı bırakıp kendi yargılarımızı sorgulamaya başlarız: Birini ne kadar tanıyoruz? Birlikte yaşamak, onun geçmişini ve iç dünyasını bildiğimiz anlamına gelir mi? Evlilik, iki insanın birbirine açtığı bir kapı mı, yoksa bazen birbirinden sakladığı odaların toplamı mı?

Romanın dikkat çekici damarlarından biri, Birdy — Olivia Bird — çevresinde genişleyen anlatı ve Spyglass adı verilen mekânın taşıdığı tekinsizliktir. Gabriella Woolf’un çizimleri gibi ayrıntılar da yalnızca dekor olarak kalmaz; okurun zihninde yeni bağlantılar kurmasına, gördüğü şeylerin anlamından kuşku duymasına hizmet eder. Mary Kendall, Jane Carter, Maddy Carter ve Diana Harris gibi karakterlerin varlığıyla hikâye, tek bir kişinin yaşadığı tuhaflıktan daha geniş bir sır ağına doğru açılır. Ancak bu isimleri ve ilişkileri bir şema gibi akılda tutmaya çalışmak yerine, her birinin anlatıda hangi boşluğu doldurduğunu izlemek daha verimli olacaktır.

Feeney’nin anlatımındaki asıl numara, okurun elindeki bilgiyi sürekli yeniden tartmaya zorlaması. Bir ayrıntı ilk okunduğunda önemsiz görünebilir; birkaç bölüm sonra aynı ayrıntı bambaşka bir ışık altında belirir. Anlatıcıların güvenilirliği, belleğin seçiciliği ve insanların kendileri hakkında kurdukları hikâyeler, gerilimin motoruna dönüşür. Kitap, okuruna rahatça yerleşebileceği sağlam bir zemin vermek yerine, o zeminin altından küçük taşları birer birer çeker.

Bu tercih romanın hem gücü hem de tartışmaya açık tarafı. Sık yön değiştiren olay örgüsü merakı canlı tutuyor; bölüm sonları “Bir sayfa daha” dedirtiyor. Öte yandan gizemin katmanları çoğaldıkça bazı gelişmelerin inandırıcılığı zorlanabiliyor. Çok sayıda şüphe ve bağlantı, zaman zaman duygusal derinliğin önüne geçiyor; karakterlerin iç dünyasına daha uzun süre eşlik etmek isteyen okur, olayların hızına yetişmekte zorlanabilir. Bazı okurlar bu yoğunluğu sürükleyici bulurken bazıları için kurgu, gereğinden fazla düğümlenmiş hissi verebilir. Bu, romanın etkisini kişisel okuma beklentilerine göre değiştiren temel noktalardan biri.

Yine de Kocamın Karısı’nı yalnızca şaşırtmacalardan oluşan bir bilmece olarak okumak eksik kalır. Kitabın altında, kimlik ve güven üzerine rahatsız edici bir soru yatıyor: Kendimiz hakkında bildiklerimiz ne kadar sağlam? Başkalarının bize anlattığı geçmişle kendi hatıralarımız çatıştığında hangisine tutunuruz? Bir insanın yüzünü tanımak, niyetini bildiğimiz anlamına gelir mi? Feeney’nin kurduğu atmosfer, bu soruları okuma bittikten sonra da zihinde bırakıyor.

Kitabı henüz okumayanlara küçük bir ipucu: Burada ilk bakışta en açık görünen açıklamaya hemen bağlanmayın. Bir karakterin susması, mutlaka suçluluğunu; kendinden emin konuşması da mutlaka doğruluğunu göstermez. Evle, geçmişle ve bir kadının kimliğiyle ilgili ayrıntıları aklınızın bir köşesinde tutun. Fakat çözümü erkenden bulduğunuzu düşündüğünüz anda bile kendinize şu soruyu sorun: Elimdeki bilgi gerçekten bir kanıt mı, yoksa birinin bana inanmayı öğrettiği bir hikâye mi?

Elbette bu yazı, romanın sürprizlerini ele vermemek için kapının eşiğinde duruyor. Çünkü Kocamın Karısı’nın okurla yaptığı anlaşma, ayrıntıları önceden öğrenmek değil; kuşkunun içinde ilerlemek. Bu nedenle karakterlerin sırlarını ya da finalin yönünü açıklamak, kitabın asıl deneyimini eksiltir. Merakın korunması, bu romanın hakkını vermenin bir parçası.

Sonuçta Alice Feeney, kusursuz bir gerçekçilikten çok, okurun algısını sınayan bir gerilim kuruyor. Bazen fazla karmaşıklaşan örgüsü sabır isteyebilir; ancak kimlik, hafıza ve yakınlık üzerine kurduğu huzursuz sorularıyla zihni oyunda tutmayı başarıyor. Kocamın Karısı, yalnızca “Sonunda ne olacak?” diye okutulan bir kitap değil; “Ben olsaydım kime inanırdım?” diye düşündüren bir roman.

Belki de en ürpertici ihtimal, yabancının kapının dışında beklemesi değildir. Ya yabancı, çoktan içeri girmişse? Ya her gün aynı masaya oturduğunuz, aynı yatağı paylaştığınız, adını hiç düşünmeden söylediğiniz insan hakkında bilmediğiniz şeyler varsa? Kocamın Karısı, okurunu tam da bu soruyla baş başa bırakıyor. Kitabı kapattığınızda kapınızın kilidini değilse bile, kesin sandığınız bazı yargılarınızı bir kez daha kontrol etmek isteyebilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız