DÜNYAYA KARŞI SÖYLENEN SÖZ: TÜRKİYE’NİN SESİ
Birleşmiş Milletler kürsüsü…
Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanlarının bulunduğu, ülkelerin sözlerinin bütün dünyaya ulaştığı o büyük kürsü…
Ve o kürsüde Türkiye adına konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan…
22 Eylül’de BM’nin 81. Genel Kurulu’nda yapılan konuşmayı izlerken insan ister istemez şunu düşünüyor:
Türkiye artık sadece kendi sınırları içerisinde konuşan bir ülke değil; dünyaya söyleyecek sözü olan bir ülke olarak kendisini ifade ediyor.
Elbette siyasetin farklı görüşleri, farklı değerlendirmeleri vardır. Her vatandaşın bir siyasi tercihi olabilir. Fakat bir devlet adamının uluslararası bir kürsüde ülkesini nasıl temsil ettiği, hangi meseleleri gündeme taşıdığı ve ülkesinin tezlerini nasıl anlattığı da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Erdoğan’ın BM konuşmasında özellikle Filistin meselesini, uluslararası adalet anlayışını ve Birleşmiş Milletler sistemindeki adaletsizlikleri gündeme taşıması dikkat çekti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın üst üste iki yıl salonda bulunamamasına dikkat çeken Erdoğan, Türkiye’nin Filistin halkının sesini duyurmaya devam edeceğini söyledi.
BİR KÜRSÜ, BİR MİLLETİN SESİ
Bir hatibin gücü sadece sesinin yüksekliğinde değildir.
Asıl güç, söyleyecek sözünün olmasıdır.
Asıl güç, cümlelerinin arkasında bir tarih, bir millet ve bir medeniyet tasavvuru taşıyabilmesidir.
Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca kullandığı hitabet dili de bu nedenle ayrıca beğeniliyor.
Şu da bir gerçek ki:
Cumhurbaşkanımız, konuşmayı bilen bir siyasetçi olarak dünya kamuoyunun dikkatini Türkiye’nin söylemek istediği meselelere çekmeyi başarıyor.
BM kürsüsünde de yalnızca Türkiye’nin değil, Filistinlilerin ve dünyanın farklı bölgelerindeki mağdurların yaşadığı sorunları gündeme taşıyan bir söylem kullandı.
“Gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz” sözleri de konuşmanın öne çıkan mesajlarından biri oldu.
İşte burada bir başka kavram karşımıza çıkıyor:
Yalnız kalmak…
“YALNIZ DA OLSAM…”
Siyasette herkesin aynı şeyi söylemesi mümkün değil.
Bazen bir ülkenin savunduğu tez, bütün dünyada aynı anda karşılık bulmayabilir.
Bazen haklı olduğunu düşündüğünüz bir meselede yanınızda çok az insan olabilir.
Bazen de doğru bildiğiniz bir yolda yürürken kalabalıkların değil, vicdanınızın sesini dinlemeniz gerekir.
Erdoğan’ın geçmiş yıllardaki konuşmalarında sıkça vurguladığı “yalnız da olsam doğru bildiğim yolda yürüyeceğim” anlayışı, bugün onun siyasi söyleminin temel unsurlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bu yaklaşımın siyasi destekçileri açısından anlamı açıktır:
Kalabalıkların yönüne göre değil, doğru olduğuna inanılan istikamete göre yürümek.
Muhalifleri ise aynı çizgiyi farklı şekilde değerlendirebilir.
Ama demokratik siyasetin tabiatı da zaten budur.
Farklı düşünceler olacak.
Farklı yorumlar olacak.
Farklı bakış açıları olacak.
Önemli olan, bütün bu farklılıkların içerisinde ülkenin menfaatini, milletin huzurunu ve devletin itibarını konuşabilmektir. Cumhurbaşkanımız da bu işi son derece başarmış, mahir bir insandır.
TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN YÜZÜ
Bugün Türkiye’ye baktığımızda yalnızca dış politikadaki söylemlerden söz etmiyoruz.
Savunma sanayisinden altyapıya, ulaşımdan sağlık yatırımlarına, üniversitelerden şehir hastanelerine kadar son yıllarda ülkenin birçok alanında büyük ölçekli yatırımlar ve dönüşümler yaşandı.
Türkiye hepimizin.
Bu bayrak hepimizin.
Bu topraklar hepimizin.
Ve bu ülkenin geleceği de hepimizin ortak meselesidir. Cumhurbaşkanımızın her zaman vurguladığı gibi “Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep birlikte kardeş olacağız.” Yeni Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.
DÜNYAYA SÖZ SÖYLEMEK
Türkiye’nin bugün uluslararası platformlarda daha görünür olması, dış politikada daha yüksek sesle konuşması, beraberinde büyük bir sorumluluk da getiriyor.
Çünkü yüksek sesle konuşan ülkeden beklenti de yüksek olur.
Türkiye’nin dünyaya söylediği sözlerin arkasında ekonomik güç, diplomatik kabiliyet, üretim, eğitim, teknoloji ve toplumsal birlik var.
Sadece konuşmak yetmez.
Sözün arkasında icraat gerekir. O da yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır vurgusuyla iktidarda mevcut.
İcraatın arkasında da Cumhurbaşkanımızın mücadelesi, milletimizin emeği var.
İşte bu nedenle BM kürsüsünde söylenen her söz, aslında Ankara’dan New York’a uzanan uzun bir hikâyenin parçasıdır.
SÖZÜMÜZ DE VAR, SORUMLULUĞUMUZ DA…
Benim için meselenin özü burada.
Bir Cumhurbaşkanı dünya kürsüsünde konuşurken orada yalnızca bir siyasetçi yoktur.
Orada Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır.
Orada Türk milleti vardır.
Orada bu ülkenin şehitleri, gazileri, emekçileri, öğrencileri, anneleri, babaları, gençleri vardır.
Ve o kürsüden söylenen her söz, Türkiye’nin dünyaya bıraktığı bir izdir.
Erdoğan’ın BM konuşmasında “daha adil bir dünya” vurgusunu öne çıkarması ve BM sisteminin daha kapsayıcı hale gelmesi gerektiğini savunması da bu çerçevede okunabilir.
Bugün dünyada güçlü olanın değil, haklı olanın da sözünün duyulduğu bir düzen arzu ediyorsak, bunun yolu sadece başkalarını eleştirmekten değil; Türkiye’yi ekonomik, diplomatik, teknolojik ve sosyal açıdan daha güçlü hale getirmekten geçiyor.
Çünkü güçlü Türkiye, yalnızca yüksek sesle konuşan Türkiye değildir.
Güçlü Türkiye; üreten, adalet arayan, mazlumun yanında durabilen, kendi vatandaşının huzurunu sağlayabilen ve dünyaya sözüne güvenilir bir ülke olabilen Türkiye’dir.
Dünya değişiyor.
Dengeler değişiyor.
İttifaklar değişiyor.
Ama değişmeyen bir şey var:
Türkiye’nin söyleyecek sözü var.
Ve o sözün değeri, yalnızca kürsüde ne kadar yüksek sesle söylendiğiyle değil, milletimizin geleceğine ne kadar güçlü bir şekilde yansıdığıyla da ölçülecek.
Rabbim ülkemizi her türlü fitneden, savaştan, kardeş kavgasından ve kötülükten muhafaza eylesin.
Devletimize güç, milletimize birlik ve beraberlik versin.
Mazlumların gözyaşlarının dinmesini, dünyanın adaletle yönetildiği günleri bizlere göstersin.
Ve bu güzel ülkenin yarınlarını bugünden daha huzurlu, daha güçlü ve daha müreffeh eylesin.
Çünkü Türkiye bizim…
Gelecek bizim…
Ve bu ülkeye dair umudumuz hiç bitmemeli.
İyi ki zalimin karşısında, mazlumun yanında ve duasında yer alan bir liderimiz var…