Hümeyra KARADAĞ

Hümeyra KARADAĞ

Fedakarlık…

Fedakarlık…

Bir senenin içerisinde onlarca özel gün vardır. Dini bayramlar, milli bayramlar, kurtuluş günleri, doğum günleri, sevgililer günü… Hepsi özeldir fakat içlerinden biri vardır ki çoğumuz için o gün, en özel gündür. O gün, fedakarlık kavramının bütünleştiği annelerimizin günüdür. Fedakar bir annenin anlatıldığı hikayemiz var.

Eşi vefat ettikten sonra çocuklarına bakabilmek için evlerinin önündeki bahçeye mevsimlik sebzeler dikip pazarda satmaya başlamıştı Nurten hanım. Tek isteği yaşadıkları yoksul hayatı çocuklarının da yaşamamasıydı. Bu yüzden onların okuyup meslek sahibi olmasını o kadar istiyordu ki. Sabahın köründe kalkıp evde kalan birkaç parça kahvaltılığı çocuklarına hazırlar, önlüklerinin ceplerine de 50 kuruş yol parası, 50 kuruşta öğle yemeğinde simit alabilmeleri için 1 lira koyup evden çıkardı pazara gitmek için. Bir sabah kalktığında, yine fırından yarı parasına aldığı bir bayat ekmeği kesmiş, küçük bir parça peynir ve 10 kadar zeytini ekmeğin yanına katık olarak koyduğunda, 10 yaşındaki oğlu Veysel uyanmıştı. Biran annesine baktı. Ve üzerinde sayısız yaması olan eteğini ve oldukça eski görünen hırkasını inceledi uzun uzun. Annesi tam yine önlüklerine 1 lira koyup kapıdan çıkacakken, “O paraları bize verme annecim. Kendin için biriktir. Bak eteğin ve hırkan çok eskimiş. Hem sen neden hiç kendine bir şey almazsın da, olanca paranı bize verirsin?” dediğinde, kadın gözyaşlarını göstermek istemedi oğluna. Ve biraz kızmış gibi yaparak, “Hadi hadi çok konuşma. Anneler çocuklarını çok severler. O yüzden her şeyin en güzelini çocukları giysin isterler. Şimdi kardeşini de uyandırıp kahvaltınızı yapın. Sonra doğru okula” demişti. Pazar yerine gidene kadarda yolda gözyaşı dökmüştü kadın.

Çocuğu ne kadarda haklıydı. Belki 3 sene olmuştu kendine yeni elbiseler almayalı. Biran yamalı eteğine baktı. Sonra daha sıkı sıkı sarıldı pazara satmak için götürdüğü sebzelerine…

Ertesi gün Veysel annesinin dizlerine yapıştı erken saatte. “Arkadaşlarım tost ve meyve suyu yerlerken, gözümü onlardan alamıyorum. Ne olur biraz daha para ver anne?” dediğinde annesi üzgün bir halde daha fazla parasının olmadığını söylemişti. Veysel susmuş başını öne eğip kardeşini uyandırmıştı kahvaltılarını yapmak için… 1 hafta kadar sonra küçük kızı Sare annesinin kulağına eğilip, “Abim okula gelmiyor anne. Evden çıktıktan sonra beni otobüse bindiriyor. Ben kendim gidiyorum okula. Okuldan çıktığımda da göremiyorum onu. Ve eve gelmek için yine kendim biniyorum otobüse. Bir haftadır böyle yapıyor” dediğinde, sinirden aklı başından gitmişti kadının. Sinirle dışarıda oynayan Veysel’in yanına gitmiş. Kulağını öyle çekmiş ve bağırmaya başlamıştı ki, çocuk korku ve can acısıyla ağlamaya başlamıştı. “Ben siz okuyun adam olun diye uğraşayım. Sen okuldan kaç öylemi? Gebertirim seni… Bir daha asla okula gitmemezlik yapmayacaksın anladın mı?” diye bağırdığında ise, gözyaşlarıyla başını sallamıştı çocuk. Ertesi sabah kardeşinin elinden tutmuş ve otobüse doğru giderken, arkasından sinirli bir halde bakan annesine, “Affet annecim. Seni hiç ama hiç üzmek istemem-”demişti. Fakat Nurten Hanım bir hafta sonra oğlu Veysel’in iyice zayıfladığını görmüş, pek bir endişelenmişti. Yüzünün rengi de pek iyi değildi. İçi gitmişti. Ama hastaneye götürecek parası olmadığı içinde evde kendi bildiği yöntemlerle tedavi ermek istemişti oğlunu.1 hafta kadar sonra ise öyle durgunlaşmıştı ki Veysel. Bir sabah evden çıkarken pek bir halsiz ve rengi benzi sapsarı bir halde, annesine sarıldı gülümseyerek. Ve kardeşinin elini tutup, otobüs durağına gidene kadar arkasını tekrar tekrar dönüp annesine gülümsedi. Nurten hanım o gün pazar yerinde zar zor bir yer bulabilmiş, sepetinden sebzelerini çıkaracakken, bir öğrenci gelmişti yanına heyecanla. Ve arkadaşı Veysel’in okulda bayıldığını ve öğretmenin arabasıyla onu hastaneye götürdüğünü söylemişti… Nurten hanımın yüzü bembeyaz kesilmiş, sebze sepetini umursamadan gözyaşlarıyla hastaneye doğru koşmaya başlamıştı. Hastaneye vardığında ise doktor oğlunun kontrolünü yeni bitirmişti. Ve telaşla kendinden haber bekleyen Veysel’in annesine, “Çocuk pek halsiz düşmüş. Açlıktan bayılmış. Düzenli beslenmesi şart” dediğinde, kadın yüzünü yere eğdi utanarak. Çocuklarına okula gitmeleri için 50 kuruş yol parası ve 50 kuruş simit parasını dahi zor verebilirken, doktorun söylediklerime öyle üzülmüştü ki… Veysel’in öğretmeni ise hastane kantininden yiyecek bir şeyler getirdiğinde, çocuk olanca gücüyle ve heyecanla yemeğe başlamıştı yiyecekleri. Diğer elinde tuttuğu poşeti ise biran bile yere bırakmıyor, göğsüne bastırıyordu sıkı sıkı. Taburcu olduktan sonra ise annesiyle birlikte eve gitti Veysel. Annesi oğlunu yatağına yatırmış ve komşudan ödünç un istemeye gitmişti. Oğluna o akşam en sevdiği gözlemeden yapmak istemişti. Eve döndüğünde ise masanın üzerinde çok güzel çiçek desenli bir etek. Ve çok sevdiği kırmızı renkte bir hırka gördüğünde, yatağında çok halsiz bir şekilde kendisine gülmekte olan oğlu Veysel’e baktı. Ve şaşkınlıkla  -“Oğlum bunlar da nerden çıktı? “Kim aldı?” diye sorunca. Veysel mutluluk gözyaşlarıyla gülümsedi annesine. Ve şu cümleler döküldü dudaklarından. “Sana kalsa kendine asla giyecek almazdın. Senden tost alma bahanesiyle 1 lira daha istediğimde durumumuzun olmadığını söylemiştin. Bana verdiğin 1 lira harçlıktan 2.5 lira artırdım bir hafta okula yürüme gidip gelerek. Sen okuldan kaçtığımı düşününce mecbur otobüse bindim. Sana elbise alabilmek için 1 aydır simit yemiyorum. Ve her gün 50 kuruş artırıyorum. Anneler günün kutlu olsun fedakar annem” dediğinde kadın hıçkırıklarla sarılmıştı oğluna. Ve neden böyle bir şey yaptığını sordu. O an çocuk annesin kokusunu defalarca içine çekti ve şöyle dedi gülümseyerek: “Çocukları da annelerini çok ama çok severler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hümeyra KARADAĞ Arşivi