"Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında sürdürüyor. Ancak genel af ve umut hakkı yeniden gündeme geldi.
2025 YILINDA AF
2025 yılında yürürlüğe giren 10. Yargı Paketi, ceza infaz sisteminde önemli değişiklikler getirdi. Binlerce mahkûmun tahliyesine yol açan bu düzenleme, kamuoyunda “af geldi mi, kimler serbest kalacak?” sorularını gündeme taşımıştı. Ancak teknik olarak bu bir “genel af” değil; infaz sürelerinde yapılan düzenlemeler ve denetimli serbestlik şartlarının genişletilmesi olarak tarihe geçti. Aynı dönemde AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler 29 Mayıs'ta yaptığı açıklamada düzenlemeden 20 bin kadar hükümlünün faydalanabileceğini söylemişti. Yeni düzenleme ile birlikte daha önce işlediği bir suçtan dolayı aldığı ceza kesinleştikten sonra tekrar suç işleyen kişilere tahliye hakkı tanınıyordu. İkinci kez tekerrür hükümlerine göre örneğin beş yıl ceza almış bir kişi eğer ikinci kez hüküm giyerse beş yılın tamamını hiçbir şekilde koşullu salıverme ya da denetimli serbestlikten faydalanmadan kapalı cezaevinde geçiriyordu. Bu hükümlüler cezalarının dörtte üçünü cezaevinde geçirmeleri halinde denetimli serbestlikten faydalanabilecekti.

AF VE UMUT HAKKI YENİDEN GÜNDEMDE
Terörsüz Türkiye hedefi üzerinde çalışma yapılırken af ve umut hakkı yeniden gündeme geldi. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, süreç komisyonunda “umut hakkı”nın mutlaka uygulanması gerektiğini belirterek, genel affın da zaruri bir ihtiyaç olduğunu vurguladı ve “Yargı konusundaki güvensizliğin hat safhaya ulaştığı bir noktada mutlaka düşünülmeli” dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun eski TBMM başkanlarını dinleyeceği 7'nci toplantında söz alan Bülent Arınç, adil ve eşitlikçi bir infaz mevzuatının hayata geçirilmesi gerekliliğini vurguladı.
AF NEDİR?
Genel af ve özel af, ceza adalet sisteminde cezalandırma yetkisinin kapsamını ve sonuçlarını etkileyen önemli kurumlar olarak nitelendiriliyor. Af, devletin cezalandırma yetkisinden belirli ölçüde vazgeçmesi anlamına geliyor. Kimi zaman kamu davasını sona erdirir, kimi zaman yalnızca infazın şeklini veya süresini değiştirir. Türk hukukunda af kurumunun çerçevesi, Anayasa ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere temel mevzuatla çizilmiş durumda. TCK m.65 genel ve özel affın hukuki etkilerini sistematik biçimde ortaya koyar; TCK m.74 ise bazı mali sonuçlara ilişkin sınırları belirliyor.
GENEL AF
Genel af, suçun hukuki sonuçlarını tümden bertaraf eden bir yasama işlemidir. Soruşturma aşamasında takipsizlikle, kovuşturma aşamasında kamu davasının düşmesiyle, infaz aşamasında ise hükmün ve sonuçlarının tamamen ortadan kalkmasıyla görünür. Kişiye değil, fiile/suç tipine yöneliktir; bu sebeple düzenlenirken suçlar esas alınır.
ÖZEL AF
Özel af, mahkûmiyetin varlığını sürdürdüğü, ancak infazın büsbütün kaldırıldığı, kısaltıldığı veya hapis cezasının adlî para cezasına çevrildiği bir kurumdur. Mahkûmiyete bağlı hak yoksunlukları kural olarak devam eder. Özel af, bireysel (kişiye özgü) ya da toplu (kanunla belirli suç ve cezalar yönünden) şekilde tasarlanabilir.

UMUT HAKKI
Umut Hakkı'nı MHP lideri devlet Bahçeli ilk kez gündeme getirmişti.
Umut hakkı; temelini insanlık onurunu korumaktan alan, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen kişilerin bir gün serbest bırakılma ihtimalini içeren hak olarak ifade ediliyor Umut hakkı kısaca hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurmuş olduğu içtihatlarda düzenlenen bir hak türü olan umut hakkına göre, kişinin işlediği suçun ne kadar ağır olduğunun bir önemi yoktur. Nitekim önemli olan kişinin insan olma vasfıdır. Umut hakkı temel olarak kişinin insani değerlerini korumaya çalışır ve gelecekte hatalarını telafi etmesine bir imkan sağlar.
TERÖRİSTBAŞI ABDULLAH ÖCALAN FAKTÖRÜ
Günümüzde umut hakkının gündeme gelmesinin sebebi, PKK Silahlı Terör Örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın umut hakkından yararlanıp yararlanmayacağının incelenmesidir. 15 Şubat 1999 tarihinde yakalanan Abdullah Öcalan, Yerel Mahkemenin 28 Nisan 1999 tarihli kararı ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 25 Kasım 1999 tarihli onama kararı ile Devletin ülkesine ve egemenliğine karşı suçu düzenleyen mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle idam cezasına mahkum edilmişti. Vatana karşı işlenen bu suçun 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı, cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis olarak gösterilen Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozma suçu olarak tanımlanmıştı. Öcalan’ın idam cezası, Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi. Mahkumiyet kararından sonra 2005 yılında yapılan yasal düzenlemelerle Öcalan’ın koşullu salıverilmeden yararlanamayacağı öngörüldü. Dolayısıyla günümüzde umut hakkı tekrar gündeme geldi.
Fotoğraff: Birgün