Son yıllarda Türkiye, hızla artan su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalırken, kişi başına düşen su miktarı kritik seviyelere geriledi. Bunun için de önemli önlemler alındı.
TÜRKİYE KRİTİK EŞİKTE
Ülkede, artan nüfus, iklim değişikliği ve yanlış su kullanımı sebebiyle hızla su kıtlığı riski ile karşı karşıya. Uzmanlara göre Türkiye henüz “su stresi yaşayan ülkeler” kategorisinde yer alıyor. Dolayısıyla mevcut eğilimler devam ederse 2050 yılına kadar su kıtlığı yaşayan ülkeler arasına girebilir.
Ülkede kişi başına düşen yıllık su miktarındaki hızlı düşüş, tehlikenin boyutunu net şekilde ortaya koyuyor. Verilere göre Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 2000 yılında yaklaşık 1.652 metreküp iken, bu rakam 2023 itibarıyla 1.120–1.313 metreküp seviyelerine geriledi. Türkiye, bu göstergelere göre kritik eşikte bulunuyor.
TARIM SU TÜKETİMİNDE İLK SIRADA
Su tüketiminde tarım ilk sırada yer alıyor. Ancak konutlardaki kullanım ve israf, özellikle büyük şehirlerde önemli bir baskı oluşturuyor. Uzmanlara göre evsel tüketimdeki en büyük kayıplar; rezervuar kaçakları, musluk sızıntıları, uzun duş süreleri, eski tip beyaz eşyalar ve bilinçsiz bahçe sulamaları gibi sebeplerden kaynaklanıyor. Ayrıca şehir altyapılarındaki kayıplar ile bireysel israf birleştiğinde, konutlar dolaylı olarak önemli bir su yükü oluşturuyor.

UYMAYANA RUHSAT YOK!
Ancak artık sistem edğişiyor. Türkiye’nin su kaynaklarını korumak ve sürdürülebilir şehirleşmeyi teşvik etmek maksadıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla resmen yürürlüğe girdi. Konu ile ilgili olarak verilen bilgilere göre söz konusu bu yeni düzenleme ile belirli büyüklükteki özel ve kamu binalarında yağmur suyu hasadı ve gri su geri kazanım sistemleri mecburi hâle getirildi. Bu sistemlerin yer almadığı projelere yapı ruhsatı verilmezken, inşaatı süren yapılarda sistem kurulmadığı takdirde yapı kullanım izin belgesi (iskân) düzenlenemeyecek.
YAĞMUR HASADI YAPILACAK BİNALAR
Yeni yılla birlikte devreye giren yeni düzenleme ile Konya'daki yapılarda da yağmur suyu hasadı sistemi, parsel alanı 2.000 metrekare ve üzeri olan bütün yapılar, parsel büyüklüğüne bakılmaksızın çatı alanı 1.000 metrekareyi aşan binalar ve bütün kamu binaları için artık zorunlu.
Yanı sıra gri su geri kazanım sistemi ise 200 yatak ve üzeri kapasiteli oteller, toplam inşaat alanı 10.000 metrekareyi aşan alışveriş merkezleri (AVM) ve 30.000 metrekare üzerindeki kamu binaları için uygulanacak.
YAĞMUR HASADI NASIL YAPILACAK?
Uzmanlara göre yağmur suyu hasadı sistemlerinde çatıdan toplanan yağmur suları filtre edilerek depolanacak ve tuvalet rezervuarları ile bahçe sulamalarında kullanılacak. Böylece şebeke suyuna olan bağımlılık azaltılarak önemli ölçüde su tasarrufu sağlanması hedefleniyor.

PEKİ GRİ SU YENİDEN NASIL KULLANILACAK
Yeni düzenlemeye göre yağmur suyu depolama kapasitesi, bulunduğu ilin yıllık yağış ortalaması ve çatı özelliklerine göre hesaplanan toplanabilir yıllık su miktarının en az yüzde 6’sını karşılayacak hacimde olacak. Gri su sistemlerinde ise lavabo, duş ve benzeri alanlardan elde edilen hafif kirli sular, arıtıldıktan sonra rezervuar sistemlerinde yeniden kullanılacak. Bu sistemlerin, bağlı oldukları rezervuarların günlük su ihtiyacının en az yarısını karşılayacak kapasitede projelendirilmesi zorunlu olacak.
Aynı uzmanlara göre bu düzenleme, Konya'da su verimliliğini artırmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Yağmur suyu hasadı ve gri su geri kazanımı sayesinde hem şebeke suyuna olan talep azalacak hem de yeraltı ve yüzey su kaynakları üzerindeki baskı hafifleyecek.

SU GIDA FİYATLARINA BASKI YAPIYOR
Gerekli adımlar atılmadığı takdirde Türkiye’nin 2030’dan itibaren daha sık ve şiddetli su krizleriyle karşı karşıya kalacağını belirtiliyor. Önümüzdeki yıllarda başta Konya olmak üzere büyük şehirlerde mevsimsel su kesintileri, baraj doluluk oranlarında kritik düşüşler ve tarımsal üretimde verim kayıpları yaşanabileceği ihtimali göz önünde bulunduruluyor.
Yine 2040’a kadar sürebilecek süreçte kronik kuraklık, yer altı su kaynaklarının hızla tükenmesi, gıda fiyatlarında belirgin artış ve tarımsal üretim bölgelerinde ekonomik daralma ihtimali gündeme geliyor. 2050’ye gelindiğinde ise Türkiye’nin resmen su kıtlığı yaşayan ülkeler arasına girmesi, su kaynaklı iç göçlerin artması, enerji üretimi ve sanayide yavaşlama yaşanması gibi senaryolar dile getiriliyor.