Senin Masanda Ne Var?
Edip Cansever´in şu şiirini candan bir muhabbetle okumanı rica ediyorum senden. Umarım kırmazsın beni. E hadi çekildim aradan birazdan girmek üzere…
Masa Da Masaymış Ha
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Yaa işte böyle. Masa da ne masaymış ki bunca yüke itaat etmiş, etmiş de nereye kadar orası bir muamma. Nihayetinde bunca ısıya kar mı dayanır diye bir laf vardır. Iııh, dayanamaz. Dünya sana kalacak da olsa ki ikimiz de gerçeği biliyoruz, “kalmayacak”, o masayı boşaltacaksın biraz. Zira masanın da bir canı var. Çünkü o masa sensin. Yükle usta yükle, nereye kadar peki? Bahsettiğim sadece seni yoran, üzen şeyler değil. Sevinçlerin, övünçlerin de bir zahmet çekip gitmeyi bilecek. Onlar da masum değil sandığın kadar. Hepsinin son kullanma tarihi var. Çok süslü gösteriyorlar sana hayatı. Al pul içinde şaşırıyorsun yolunu, unutuyorsun kendini. Çarptığı kayaların parçaladığı bir kayığa dönmen işten bile olmuyor sonra. Kibri sevmiyor Yaradan, biliyorsun. Aşırıya kaçan ne varsa dengelenmek için canhıraş biçimde çalışıyor. Başarılı oluyor koşulsuzca. Çünkü evrenin formülü sıfır. Yani denge noktası. Yer gök matematiğe âşık. Bir artıya bir eksi, bir güzele bir çirkin, bir hastalığa bir şifa, bir çıkışa bir iniş “ce eee” demeden yetişiyor. Erkek kadınla, barış savaşla, güneş ayla, problem çözümle, karanlık ışıkla yoğruluyor, sıfırlanıyor. Geriye “Bir” kalıyor. Masada hepsi “Bir” yani. Biz insancıklar, yani sen ve ben, ayrılık yanılsamasında olunca gözümüz ya çözümü görüyor ya problemi ya derdi ya şifayı ya kadını ya erkeği. Oysa masamızda bunların hepsi. Bir ölüme bir yaşam. İkisi de “Bir.” Masamızda sadece “O” var. Şimdi bunu bilme zamanı. Buralarda kal…