Dostoyevski, Alyoşa´yı Doğuralı Çok Oldu
Karamazov Kardeşler, Dostoyevski´nin en ünlü eserlerinden biri. Kalınca ve herkesin okumaya cesaret edemeyeceği uzunlukta bir roman. Ben okuyuvermişim bir ara çünkü ekmek su gibi ihtiyaç duyuyorum okumaya. Yoksa marifet diye söylemiyorum. Biz insanlar işimize geleni yaparız bilirsin. Fyodor Pavloviç de öyle yapmış. Faturayı ağır kesmişler ama. Kibrin sonu selamete çıkmamış.
Neyse kişisel yorumlarıma ara vereyim. Bizim Fyodor´un biri gayrimeşru olmak üzere dört oğlu var. Mitya, en büyük oğul ve babasının kopyası bir tip olarak çıkıyor karşımıza. Babası ahlaksız ve paragöz bir adam olarak kazınıyor hafızalara. Artık gerisini siz düşünün. Bir paranın iki yüzü gibi olan bu baba-oğul aynı kadına da âşık olarak rekabetlerine ölümcül bir madalya takıyorlar. Cinayete kurban giden Fyodor´un baş şüphelisi elbette hık deyip burnundan düşen Mitya oluyor.
Sırada İvan var ki, akılcı, felsefeci ortanca oğul sıfatıyla sahnedeki yerini alıyor. “Tanrı yoksa her şey mubahtır.” düşünceleri gün boyu beyin kıvrımlarında seyahat ederken kötülük problemiyle boğuşmanın getirdiği agnostik yılgınlık, onu kardeşi Alyoşa ile bol bol tartıştırıyor. Alyoşa, bizim paragöz Fyodor´un sevgi dolu ve inançlı en küçük oğlu. Esas oğlanımız aynı zamanda. Bu sevecen ve nahif rahip, ailesini bir arada tutma mücadelesi veren bir tip aslında. Daha önemli haberim ise bu masum karakterin, yaşamını vicdan muhasebesiyle geçirmiş Dostoyevski´nin üç yaşında ölen oğlunun adını taşıyor olması.
Yaa işte böyle. Oğluna romanında hayat vermiştir bu yaralı baba. Yazarlar da yaralanır hem de ağır yaralanır ve tam da oradan yazarlar, şifa dağıtırlar sana bana. Dönelim Alyoşa´ya. Ama önce Fyodor´un, Smerdyakov adlı oğlunun da varlığına değinelim. Sara hastası Smerdyakov gayrimeşru bir evlatçıktır ve irili ufaklı kinciklerle doludur. İvan abiciğinin okuduğu kitapların saralı bünyeciğine ağır gelmesiyle babacağızını öldürüvermesi bir olmuştur. Suç gerçi büyük oğul Mitya´ya kalır. E o da çenesini tutsaydı da orada burada köpür sapır dolaşmasaydı, o kadar da keskin sirke olmasaydı değil mi? Yallah kürek mahkumluğuna Mitya. Hem de baba katilliği ile hem de katil olmadığı halde. Dünya tam da böyle değil mi? Kim ki kendisinin peşinden koşar, miras ve aşk kavgalarını ahiretinin önüne koyarsa ya cinayete kurban olur ya iftiraya. Aynen Mitya ve babası Fyodor gibi.
Alyoşa ve İvan´a gelince…
Dostoyevski, kurtuluşu maneviyatta gördüğünün sembolü kılar Alyoşa´yı. İvan´ın inançsızlığı Alyoşa´nın pirüpak ruhaniliğine teslim olmak durumunda kalır. Hakikat herkesin içinde her an tomurcuklanmaya hazır bir potansiyel olarak yatmaktadır çünkü. An meselesidir çiçeklerini açması.
Kıymetli bir mirastır Karamazov Kardeşler kesinlikle. O dönemin Rusyası, bir babanın oğlu tarafından öldürülmesi ekseninde adalet ve vicdan terazisine yatırılır bu roman sayesinde. Bu nedenle okumaya değerdir. Okunmalıdır. Uzun da olsa ömürden birkaç gün verilmelidir. Allah, ömür takviyesi de yapar bence. Çünkü hepimizin içinde bir Mitya, bir İvan, bir Alyoşa bir de Smerdyakov vardır. İnsan dediğin makine bunların toplamıdır. Şaşar, yanılır kendisini ayrı kefeye koyarsa ya kibirlenir ya eziklenir ya ucube gibi bir şey olur. Cehennem de işte böyle kurulur. Ama insanlığını kabul eder de sığınırsa O´na, içindeki Alyoşa´yı keşfederse burnu cennet kokularını almaya başlar. Kötü yetişme koşullarını veya uğradığın haksızlıkları kötülüğe bahane etmek kolay. Smerdyakov olur, kendini de babanı da öldürürsün. Hayatı sürekli bir yarış gibi algılamak da seni karanlığın bekçisi yapabilir, al sana Mitya kaderi, haydi kürek mahkumluğuna. Sorgulayıcı zihinle ruhun rehberliği arasındaki denge yitimi de İvan mutsuzluğunu garantileyecektir uzun vadede.
Oysa hepimiz O´nunla bir ve bütün oluşumuzu keşfetmek ve sonsuz huzura erişmek lüksüne peşinen sahibiz. Gel okuyalım. Binlerce kez bize buyurulduğu üzere. Çünkü Dostoyevski de dahil herkes aynı şeyi anlatıyor. Dillere, renklere, coğrafyalara, âdetlere, törelere aldanma. Aldığın her nefese “göklerce” teşekkür et. Bir de buralarda kal. Yolculuk seninle güzel.