Nihal Kavak

Nihal Kavak

Bir varmış, bir yokmuş…

Bir varmış, bir yokmuş…

Fani dünyanın alametleri…

Bir masal okur, dinler gibi yaşayıp bitiriyoruz işte bu hayatı.

Hiç ölmeyecek gibi çok da ciddiye almamak gerektiğini hep beraber bir kez daha öğrenmiş olduk. Ömrümüzün bugün de kaldığını yarına çıkamayacağını…

Gece sevdiklerinle girdiğin yatağından kalkamadan, sabah tanımadıklarınla ebedi komşu oluyorsun mezarlıkta…

Yüzyılın deprem felaketinin altında canlarını veren, mallarını kaybedenlerin dışında o enkazın altında bizler de kaldık. Ömrümden onca kış geldi geçti hiç biri bu kış kadar soğuk, bu kış kadar üşütmedi bizi. Hepimizin içine bir kor ateş düştü ve sönmüyor.

Şubat ayı en kısa aydın ama tarihini çok uzun ve çok acı yazdın.

Gecenin bir vakti uykunun tam ortasında gözlerim aniden aralandığında, açılmış olan üzerimi örterken vicdanım sızlıyor. Bir ben değilim, eminim hepimiz aynı duyguları yaşıyoruzdur.

İnsanoğlu doyumsuzdur. Yıllarca çalışır çabalar birikim yapar. Tıpkı bembeyaz boş bir kağıda resim çizer gibi… Sonra bir silgi gelir ve bütün emek emek çizilenler bir hamlede gelişi güzel siliniverir.

Evini arabasını alır. Belki de dükkan sahibi olur işletir. Yetmez dükkanını zincire bağlar 2. 3. şubeleri açar büyür gider. Hep daha fazla, hep daha fazla…

Allah verdikçe daha da vermesini bekler. İşte insan bu! Hep toprak alma derdinde, toprak ise insan alma...

Ne toprağın doyduğu var ne de insanın!

Allah hepimizi birden ıslah etsin inşallah. Gözümüzü doyursun.

Şöyle bir bakıyorum da etrafıma, herkes bir şeylerin derdine düşmüş.

Kimse dersini almamış anlaşılan.

İşi olan da olmayan da deprem bölgesine akın etti. Boy boy fotoğraflar, paylaşımlar…

Kimi bir çocuğun başını okşuyor, kucağına alıyor. Kimi bir yaşlının elini öpüyor.

Niyetlerini Allah bilir tabi. Eminim belki de bizlerden fazla üzgünler. O ortamın havasını koklamak, çıplak gözle enkaza bakmak, derinden gelen sesleri işitmek hiç de kolay değil. Ama kendi yüzlerini, bedenlerini bu karelerin içine sürekli koyup paylaşmak doğru mu? Ben bilemedim.

Yağmacılar, hırsızlar… daha neler neler var. Birden bire herkes o bölgeye üşüştü.

Kimileri yakalanıp ceza aldılar. Ya içimizdeki yağmacılara ne demeli. Kirada olan evlerini fırsata çevirenleri, fahiş fiyata ürün gıda satan yapmacılar da sorgulanmalı, denetlenmeli.

Hükümetin düşman bildikleri dahil dünyanın dört bir yerinden dili, dini, mezhebi, ırkı ne olursa olsun yardım yağıyor. Bütün dünya el ele vermiş birlik olmuşken.

Şu durumda bile siyaset yapan, birbirini karalayan, şu çalıştı, bu çalışmadı, sen geç kaldın, ben erken geldim diyen partililerimiz... El birlik olup, kenetlenip, enkaz kaldırılana kadar bile bekleyemediler. Kendilerini aklayıp pay çıkarma derdindeler. Ama böyle bir günde herkes sizi dinlese de kimsenin algısı açık değil kusura bakmayın.

Yanlış yerden giriyorsunuz haberiniz olsun. Millet ve vatandaş olarak hepimiz acaba bir canlıya daha ulaşılır mı diye tek bir duada birleşiyoruz. Gözümüz kulağımız sağ salim çıkarılacak canlara odaklandı.

O yüzden de bu günlerde siyaset yapmanın ne yeri ne de zamanı...

Şimdi de emlakçılar başladılar.

Devlet, kira bedeli ödeyeceğim dedikten sonra bazı uyanık emlakçıların gözleri elmas gibi parlamaya başladı. Tüm kiralık evlere talip oldular. Ev sahipleri de boş durmadı ve zaten yüksek olan kiraları 2 katına çıkardı. Niye? Eve talep var çünkü. Bir mala talep varsa değeri artar. Kıymetlenir...

Arka planda ne Ali Cengiz oyunu dönüyor aklımız ermiyor artık. Biz yine hayra yoralım ki hayra vesile olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nihal Kavak Arşivi