Fahrettin Damga

Fahrettin Damga

Darbe, darbeci zihniyet ve yalan haber

Darbe, darbeci zihniyet ve yalan haber

Dün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Darbelerin Anası’’ olarak anılan 27 Mayıs kanlı darbesinin 61. yıl dönümüydü.

 

Kendisini devletin sahibi olarak gören NATO destekli çevrelerin halk iradesini hiçe sayarak seçilmiş meşru iktidarı indirdikleri gün.

 

Millet iradesine vurulan ilk darbe. 

 

Doğrusu o kara gün Türk Milleti’nin yüreğinde hala kapanmayan bir yara. Çok kısa zaman dilimlerindeki koalisyon iktidarları hariç destekçilerine bu milletin günümüze kadar bir daha iktidar vermemesine sebep olan gün.

 

Hala da vermedi. Bu gidişle verecek gibi de durmuyor.

 

3 Nisan 1963 tarihinden itibaren 1982 Anayasası yürürlüğe girene kadar “Hürriyet ve Anayasa Bayramı’’ diye resmi olarak millete kutlayın diye dayatılan gün.

 

Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun dahil 235 general ve 5 bin Türk evladı subay ordudan atılarak bugüne kadar yaklaşık olarak her on yılda bir tekrarlanan darbeleri yapacak kadroların sisteme yerleştirilmesine yol açan gün.

 

İkna edemedikleri için emir komuta zinciri içerisinde yapamadıkları bu darbe sonrası ayaklar baş olmuş Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un rütbeleri sökülüp, er statüsüne indirilmiş ve yargılanmıştı.

Darbe, darbeci zihniyet ve yalan haber

Bakmayın siz Atatürkçüler tarafından “hürriyet’’ gibi ulvi bir amaç adına kutsanmasına. Darbe sonrası 1924’te kabul edilen Atatürk’ün Anayasası’nın bile değiştirilip sisteme Anayasa Mahkemesi gibi vesayet odağı kurumlar yerleştirilmişti.

 

Dertleri halk tekrar iktidarı ele geçirirse o vesayet kurumları eliyle yine o iktidarı kolayca bertaraf edebilmekti. 28 Şubat döneminde Refah Partisi’nin kapatılmasına ve 2008’de de Ak Parti’nin kıl payı kapatılmaktan kurtulmasına bu gözle bakmak lazım.

Çağdaş Yaşanı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ın anayasa değişikliği gündemde iken Recep Tayyip Erdoğan’a karşı söylediği aşağıdaki ifadeler bu zihniyetin tam bir tezahürüdür. ‘’İnsan çoğunluğa sahip diye anayasayı nasıl değiştirebilir? Hele MHP’nin payandalığını hiç affetmiyorum. Nerelerden nerelere kadar geldik. Biz asılız bu ülkede bizim istemediğimiz bir şeyin olması mümkün değildir. Olur. Ben yaptım oldu. Menderes ne dedi? Odunu koysam mebus yaparım dedi. Siz isterseniz şeriatı bile getiririz dedi. Bunlar geçmişte olan şeyler. Ama ne oldu sonuçta, onlar ne oldu, Türkiye ne oldu, niye Türkiye karışsın?’’

Onlar bu ülkenin ve rejimin sahibi olarak gördüler kendilerini. O yüzden de halk iradesinin bir anlamı olmadı onlar için. Onlar “Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor’’ diyen zihniyetin temsilcileri. Kendilerini halktan üstün gören seçkinler. “Benim oyum onlarla aynı mı?’’ diyenler onlar.

Darbenin arkasındaki CHP Lideri İnönü, Nisan 1960’daki Meclis Tahkikat Komisyonu görüşmeleri sırasından yaptığı konuşmada darbenin işaretini vermişti. İnönü, DP hükümetini şöyle tehdit ediyordu: “Bu demokratik rejimi istikametinden ayırıp, baskı rejimi haline getirmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam. Arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır.’’

Bugünkü CHP yönetimi ise zaman zaman Menderes gibi olmakla tehdit ettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hem dikatörlükle suçlayıp hem de ondan erken seçim kararı almasını bekleyen bir tuhaflık içinde.

Darbe, darbeci zihniyet ve yalan haber

Kanlı darbe sonucu kurgu mahkemede verdirdikleri idam kararıyla kanlarına girdikleri Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı istedikleri gibi davranmayan seçilmiş politikacıları tehdit etmek için kullandılar hep.

Yıllarca bu zihniyet tarafından “Menderes’in sonu’’ seçilmiş politikacıların başları üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandı.

Her ne kadar “Darbelerin Anası’’ desek de bu Cumhuriyet dönemini ifade eden bir tanım. Osmanlı döneminde de bu tarz olmasa da saray darbelerine tanık olunmuştur. Fakat en çarpıcı olanı ve bir cunta tarafından yapıldığı çok net olan Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilme hadisesi var. Sözde bir intihar gibi sunulmaya çalışılan ama bir cinayet olduğuna şüphe olmayan bir hadiseyle sonuçlanmıştı. O hain olaya dair çok çarpıcı bir fotoğraf var. Tahttan indirilmiş Sultan Abdülaziz’in başında iki asker var. Aşağılamaya çalıştıkları sultanın sağ ve sol omuzlarına kollarını koyarak poz veriyorlar. Bir anlamda zafer pozu.

Bu fotoğrafın bir benzeri merhum Menderes’in Yassıada’daki odasında çekilmiş. Ortak noktaları iktidardan indirdiklerini aşağılamak. Bir anlamda zafer pozu. Darbeci hainlerin acımasız işkencelerinden bitkin düşen Menderes’in başında rütbeli iki asker var. Biri arsızca sırıtırken hemen sol arkasında duran ise Üsteğmen Teoman Koman. İşte o üsteğmen Teoman Koman 1988-1992 yılları arasında MİT Müsteşarlığı yaptı. 28 Şubat Döneminin Jandarma Genel Komutanı da kendisidir. Darbeciliğin nasıl ödüllendirildiğini görmek için ibretlik bir fotoğraf.

Darbecilerin 1960 Darbesi öncesi yapılanların başarılı olması üzerine, kullanılan argümanlar ve hareket tarzı yani psikolojik harekat, neredeyse her darbe öncesi tekrar edilmiştir. Özellikle medya üzerinden yapılan yalan haber ve iftira furyası sık sık kullanılmaktadır. Sadece uygulandığı dönemde hangi medya aygıtı öndeyse o daha çok kullanılmıştır. Günümüzde bu işler açık ara sosyal medya üzerinden kurgulanıyor.

1960 kanlı darbesine giden yollar da medyada ve fısıltı gazetesi eliyle pişirilen yalanlarla döşenmişti. Akıllara zarar ne yalanlar söylenmişti. Öğrencilerin kıyma makinelerine atılıp yok edildiğine kadar. “Öğrencileri kıyma makinelerinden geçirdiler, Konya'daki yol inşaatının altına sakladılar, kuyulara attılar. Et ve Balık Kurumu buzluklarında sakladılar.” diyorlardı. Üstelik bu iddialar belli çevreler üzerinde çok etkili olmuş ve darbeyi tetiklemek için kullanılmıştı.

Sadece bunlar da değildi elbette. Darbeye giden süreçte “Menderes, Kars ve Ardahan'ı Ruslara satmış’’,  ‘’Amerikan yardımları geliyormuş, Demokrat Parti milletvekilleri, hükümet mensupları bu yardımları aralarında bölüşeceklermiş.”, “Polis gösteri yapan öğrencilere ateş etti ve yüzlerce ölü var.” gibi yalanlar da dolaşımdaydı.

Bu yaklaşım her darbe öncesi kendini gösterdi. Yapılmak istenen darbenin ilk işaret fişeği hep bu yalan haber furyası oldu. Günümüze kadar da geldi bu alışkanlık. Bugün başka şekillerde tezahür etse de mantık aynı mantık. Amaç da aynı amaç.

Sedat Peker videolarından beklenen sonuç da o. Toplumsal olaylar için bir kıvılcım olabilmesi. Değişen tek bir şey var. O da artık darbeye maruz bırakılmak istenen halk iradesine sahip çıkıyor ve darbecilere kulak asmıyor. Hatta 15 Temmuz’da olduğu gibi gövdesini siper ediyor. O yüzden de başarılı olamıyorlar artık.

Yapılan araştırmalara göre dünyada yalan habere maruz kalma oranında % 49 ile Türkiye ilk basamakta. % 43 ile Meksika ikinci, % 35 ile Brezilya üçüncü sırada.

Bu oranların bu kadar yüksek olmasının sebebinin toplum olarak bir psikolojik harekata maruz kalmamız olduğundan hiç şüpheniz olmasın. Özellikle yalan haberin yayılma merkez olarak sosyal medya kullanılıyor. Kontrolsüz bir yayılım mevcut. Toplum olarak bizi kendi amaçları ve beklentileri doğrultusunda dönüştürüyorlar. Çocuklarımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Maalesef devletimiz de çocuklarımızı bu yalan haber furyasından koruma konusunda gerekli tedbirleri olması gerektiği gibi alamıyor.

Sedat Peker’in 40 yaş altına hitap etmeye çalışması da toplumun hafızasından CHP ve darbeci zihniyetin izlerinin silinmesine ve onların 1960’dan gelen toplumdan kabul görmeme probleminin giderilmesine dönük.  Ancak yapılanlar unutturulabilirse onlara iktidar şansı doğabilir.

Yoksa daha çok bekleyecekler.

Onun için de özellikle sosyal medya operasyonları gençlerimizi, çocuklarımızı etkilemeye dönük operasyonlar.

Ya acilen tedbir alırız ya millet olarak ölürüz.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fahrettin Damga Arşivi